Bir şehri tanımak istiyorsanız, onun ana caddelerini değil, ara sokaklarını gezin. Çünkü asıl hayat, vitrinlerin parıltısında değil, o dar sokakların parke taşlarında gizlidir.
Sokak, adımlarımızı taşır ama sadece yükümüzü değil; neşemizi, kederimizi, acımızı da kaydeder. Bazen uçurtmasının peşinden koşuşturan bir çocuk, yorgun adımlarla evine dönen bir işçi, gölgesi gölgesine karışarak el ele yürüyen iki aşık… Sokaklar, hiç yazılmamış büyük romanın sayfaları gibidir. Geçer gideriz ama sokağın hafızası hep taze kalır.
Fotoğraf; hayatın, insan hikâyelerinin ve toplumsal hakikatin düşünsel bir zeminde yeniden üretilmesidir. “Çünkü hakikatın parçasını yakalayan bir şeydir. Hakikat olduğu için fotoğraf mevcuttur.” diyor Ara Güler. Hakikati yakalama derdi ile dalıyoruz Bursa sokaklarına.
Bursa, katman katman tarihi ve sokak dokusuyla adeta yaşayan bir insan platosu. Sokak hayatla bütünleşik; sokak aralarında karşılaştığımız her yer, toplumsal kimliğin, ekonomik koşulların ve inatla var olmaya çalışan insan ruhunun bir yansıması. Bu noktada asıl olan fotoğrafçının bilinç düzeyi, farkındalığı ve hayata bakışındaki felsefi derinliğidir.
İşte bu düşünce ile sokak aralarında ilerlerken, karşımıza mavi parmaklıklı balkon çıkıyor, arka planda iplere gerilmiş çamaşırlar, mahalle kültürü ile kamusal ve özel alanın iç içe geçtiği yoksulluk estetiğinin somut tanıkları. Ön planda ise yüzlerindeki gülümseme ile kadraja yansıyan çocuklar…
Bedenimizin tek çıplak yeri olan yüzümüz, insanın bütün kaygılarının, masumiyetinin ve geleceğe dair umutlarının gelip düğümlendiği yerdir. Balkondaki çocukların gülüşü, hayatın tüm dayatmalarına karşı sessiz ama güçlü bir direnişi sergiliyor.
Ve deklanşör. Çocukların gülüşü, Bursa’nın sokaklarında hala yankılanmaya devam ediyor.